İçeriğe geç

Balık yanı mezeleri nelerdir ?

Balık Yanı Mezeleri ve Kayseri’de Bir Akşam Sofrası

Günlerden bir gündü. Kayseri’nin soğuk sabahlarına alışıksınız ya da belki alışamadınız. Sabahları o kadar derin uyumam. Sabahın ilk ışıkları gözlerimi açar, kaybolmuş duygularımı bulmaya çalışırım. 25 yaşında, duygularını saklamaktan hiç hazzetmeyen biri olarak, içimdeki çalkantıları, koca bir şehri, bazen de küçücük bir sofrayı düşünerek rahatlatırım. Bugün de öyle bir gündü. Biraz yalnızdım, biraz hüzünlü. Kısa bir süre önce hayatımda bir eksiklik oluşmuştu ve o eksiklik, bir şekilde akşam yemeğiyle ilgiliydi.

Bir Akşam Sofrası, Bir Hikaye

Kayseri’de yaşamış biri için yemek, genellikle ailenin etrafında toplandığı bir zamanı ifade eder. Hani o evin içine, duvarlardan daha fazla sığamayan, akşamın ilk saatlerinde herkesin birbiriyle derin sohbetlere daldığı o sofralar… Ama benim aklımda bir başka tür sofra vardı. Balık, mezeler, rakı. Kendimi bir şekilde, hem geçmişle hem de gelecekle bağlayan o sofranın büyüsüne kapılmıştım. O gün akşam yemeğinde balık yanına mezeler vardı. Balık, her zaman neşeli ve hafif hissettiren bir yemek olmuştur. Mezeler ise kalbimi derinlemesine etkiler. O yüzden her birini ezbere bilsem de bir şekilde onları bir araya getirip sofrada buluşturmak, bana hep başka bir heyecan verir.

Bir Kadeh Rakı ve Mezeler

O akşam, denizden yeni gelmiş gibi taze bir levrek almıştım. Ama balığı hazırlamadan önce, sofranın baş köşesinde bekleyen mezeleri hazırlamam gerekiyordu. Hangi mezeyi hazırlayacağıma karar verirken, gözlerim Kayseri’deki çocukluk yıllarıma kaydı. Küçük bir çocukken, dedemin bahçesinde akşamları bir araya geldiğimiz sofraları hatırladım. Annem, ablam, babam ve dedem, her birimiz farklı bir yemeği tatmak için yarışırdık. Mezeler, küçük birer parça gibiydi; ama hepsi farklı bir anlam taşırdı.

O gün akşamında ise mezeler, geçmişimle geleceğimi bağlayan ince bir köprü gibiydi. Balık yanına en iyi gidecek mezelerden biri olan humus ile başladım. Klasik bir seçenekti, ama lezzeti tartışmasızdı. Yavaşça karıştırırken, minik bir anlık hayal kırıklığı yaşadım. Bir şey eksikti. Hemen ardından yunan salatası düşündüm; domatesin keskinliği, zeytinin tuzlu tadı ve her şeyin bir araya geldiği an. Bir de kabak çiçeği dolması… Ne kadar kaybolsam da mutfakta, bu mezeler bana her zaman ait olduğum yeri hatırlatırdı.

Bir Kadeh Daha

Yemek hazırlarken, bir yandan da ruhumu beslemeye çalışıyordum. Bazen yalnızken, kendi içimde büyük bir huzursuzluk belirir. Bir an kaybolurum. Hangi geçmişi, hangi hatıraları canlandırmalıyım? O eski sofralar, o eski kalp atışları… Ama bu akşam, masada deniz ürünleri vardı. Ve ben her mezeyi, geçmişimle geleceğim arasındaki boşlukta hazırlayarak bir adım daha atıyordum.

Balığın yanında şalgam suyu olmazsa olmazdı, ama ben bir rakı kadehini yavaşça kaldırdım. Ne de olsa kaybolan zamanlar, eski kırgınlıklar ve belki de çözülmeyen sorularla geçmişi geride bırakmak zor olsa da, bir kadeh rakı geçmişi biraz yumuşatıyordu. O anda, sadece kendimi düşündüm. Ne kadar büyüdüğüm, içimdeki yavaşça biriken duygularla ilgili endişelerim ve kaybolmuş anların eksikliği… Bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, geçmişe küçük bir teşekkürle veda etmekti. Bu akşamda rakı ve mezeler buna tam uyuyordu.

Bir Hayal Kırıklığı, Bir Teselli

Masada bir kaç çeşit meze vardı, ama bir eksiklik vardı. Hayal kırıklığım, tam olarak neydi, bilmiyorum. Her şey oluyordu; mezeler, balık, şarap, rakı… Ama bir şey yoktu. O an, eski bir sofra hayalini ya da yıllar önce birlikte sofra kurduğumuz anları düşündüm.

Kayseri’nin o keskin havası beni biraz daha sert yapmış olabilir, belki de insanın içindeki eksiklikler hep dışarıya yansımazdı. Mezelerle birlikte, eski anıları da tatmak istedim ama bir türlü beceremedim. Yemekler, sevdiğim şeyler olsa da, yeri gelince bir eksik parça gibi duruyor. Biraz başım ağrıyordu ama sanırım biraz da geçmişin hatıraları beni yorgun düşürmüştü.

Bir anda telefonum çaldı ve eski dostum Caner’in sesini duyduğumda rahatladım. “Akşam ne yapıyorsun?” diye sordu, ama o kadar fazla birikmişti ki hislerim, cevabım hep kısacık ve özdü: “Evdeyim, akşam balık yapıyorum, sen?” Bu tür bir samimiyet, kaybolan hislerimi bir şekilde biraz daha yumuşatıyordu.

Sonra, sofrada neşem yerine geldi. Mezeler hazır, rakı içimde bir huzur bırakırken, kaybolan parçamı biraz daha buluyordum. Yavaşça rakımı yudumladım. Caner’le eski günlerden, eski yemeklerden konuştuk. Hatta Kayseri’nin meşhur sucuğundan bile bahsettik. Bu anlar, kaybolan anıların yavaşça yerine oturmasına yardımcı oldu.

Geçmiş, Mezeler ve Biraz Umut

Kayseri’de akşam sofralarının en büyük güzelliği, insanlar ne olursa olsun sofraya oturduklarında aralarındaki mesafelerin kaybolmasıdır. Mezeler, bu anları daha da derinleştirir. Belki de hayatımda hiç bu kadar huzurlu olmamıştım. Bir kadeh rakı, biraz deniz, biraz meze… O an her şey bana anlamlı gelmeye başlamıştı. O balık, o mezeler, o akşam, beni hem geçmişime hem de geleceğime bağladı.

Bazen, çok fazla şey beklememek gerekir. İçindeki huzuru, küçük bir sofrada, birkaç mezede bulabilirsin. Ve belki de duyguların en çok anlam kazandığı anlar, yemeklerle birlikte oturup geçmişi düşünmekle gelir.

Böylece bir akşam geçer. Mezelerle, balıkla, rakıyla… O akşam sofraları hep eksik kalır belki, ama ben bulduğum her küçük parçada huzuru bulurum. Çünkü hayat, bazen kaybolmuş anları bulmanın yollarını aramakla geçer.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

https://bornovaguvenlik.com https://fecex.com.tr https://altinsayfalar.com.tr Sitemap
betcivdcasino güncel girişilbet casinoilbet yeni girişBetexper giriş adresibetexper.xyzm elexbethbk kaç olmalı