Çanakkale’de Türkler Kimlerle Savaştı? Bir Hikâye, Bir Direniş
Bugün sana anlatacağım hikâye, sadece bir savaşın değil, bir milletin hayatta kalma mücadelesinin hikâyesi. Belki de hayatımda en çok etkilendiğim ve düşündüren yerlerden biri, Çanakkale… Bu topraklarda Türkler, yalnızca askeri bir düşmanla değil, aynı zamanda bir halkın onuru, umutları ve direnişiyle savaştılar. Ama bu yazının başında şunu söylemek istiyorum: Savaşın ne kadar acı verici, ne kadar yıkıcı bir şey olduğunu, burada yaşanmış olanları okurken bir kez daha anlayacaksınız. Bu yüzden, hislerimi paylaşarak yazıyorum, çünkü yalnızca kelimelerle değil, duygularla anlatmak istiyorum.
Günlerden Bir Gün: Karşı Kıyıdan Bir Top Gitti
Kayseri’deki evimden, penceremden bazen rüzgarı hissediyorum. O rüzgar, bana çok uzak olan, belki de her gün çok uzak bir dünyadan gelen bir dokunuş gibi. Çanakkale’yi ilk duyduğumda da aynı duyguyu hissetmiştim. Hani bir yere dokunduğunda, sanki orada bir şeyler varmış gibi hissedersin ya… Çanakkale de öyleydi. Tarih kitaplarında ve savaş öykülerinde, bu toprakların her karışında bir kahramanlık, bir direniş gizli. Bunu okumaya başladım ve kendimi bir anda orada, o acımasız topraklarda buldum.
Ve o an, Çanakkale’de Türkler kimlerle savaştı diye düşündüm. Hangi düşmanlarla? Belki de düşman dediklerimiz, bir zamanlar farklı topraklardan gelen, farklı dillerde konuşan, farklı kültürlere sahip insanlardı. Ama orada, o an, her şey birbirine karıştı. Birçok farklı ulus ve oradan gelen asker, bir amaç uğruna, o topraklarda karşı karşıya gelmişti. Birçok milletin şehitleri, bir orada, bir karşı kıyıda aynı uğurda ölüme yürüyordu. Çanakkale’deki mücadelede, Türk askerinin karşısında kimler vardı? Birçok farklı ülkenin askerleri, İtilaf Devletleri olarak bilinen bir koalisyonun parçasıydı: İngilizler, Fransızlar, Anzaklar, hatta Afrikalı askerler bile vardı. Onlar da savaşıyorlardı. Ama işin acı tarafı, hiç kimse ölüme gitmeye gönüllü değildi, değil mi? Hiçbir insan, savaşmak için doğmaz.
Bir Göğüs Germe, Bir Fırtına…
Bir gün, savaşın ortasında bir sahne düşün. Bir grup Türk askeri, siperlerinin arkasında sessizce bekliyor. Gözlerinde korku, ama o korku bile cesaretin yerini almış. Her bir asker, nehrin karşı kıyısında duran düşman askerini görebiliyor. Ses yok, ama hissedilen bir fırtına var. O an, birbirlerine bakarak ne yapacaklarını düşünüyorlar. Askerlerin çoğu genç, belki 18 yaşında, belki 20 yaşında. Hayalleri, umutları, sevdikleri geride kalmış. Belki de annelerine, kardeşlerine son kez yazdıkları mektuptan bir cümle kaldı. Ama hepsinin ortak bir hedefi var: Bu toprakları savunmak. O an, o siperlerde, Türk askerinin yanında duran arkadaşını kaybettiği, başka bir arkadaşının gözyaşlarını sildiği bir tablo… İşte bu, bir milletin birlikte hareket etmesinin ne demek olduğunu anlamama yetti. Ve düşündüm: Kimdi onlara karşı savaşanlar? İngilizler, Fransızlar… Her biri, farklı bir dünya, farklı bir dil, farklı bir tarih taşıyorlardı. Ama sonuçta hepimiz insanız, değil mi?
Umutsuzluğun Kıyısında: Anzaklar ve İngilizler
İngilizler ve Fransızlar, Çanakkale’deki savaşın başından itibaren Türk askerine karşı büyük bir kuvvetle savaştılar. Her biri, denizde ve karada Türk askerini geçmeye, bu toprakları alıp, Osmanlı İmparatorluğu’nu sona erdirmeye çalıştı. Ancak Türk askerinin direnişi, siperlerinden çıkmayan bir düşmanı bile def etmeyi başardı. Şehirde yaşayan bir genç olarak, bazen düşünüyorum: O an, ne hissetmiş olmalıyım? O cesaretin ne kadar büyük olduğunu düşününce, içimi bir gurur kaplıyor. Birçok Anzak askeri, Türk askerine karşı savaşırken, belki de ölümü düşündüler. Ama işin gerçeği, Çanakkale’de birbirinden habersiz, birbirine yabancı insanlar ölüme yürüyordu. Kimse gerçekten savaşmak istemezdi. Peki, savaşın o karanlık ruhunda, düşmanla, dostla fark kalır mı?
Geriye Kalanlar: Bir Milletin Hikâyesi
Şimdi, zamanla Çanakkale’nin o kanlı günlerinin gerisinde bıraktığı bir hikâye var. Birçok Türk askeri, sadece toprağını korumak için savaştı. Kimisi ölümün eşiğindeyken, belki de o an gözlerini kapatarak bir dua etti. Ama her birinin aklında tek bir şey vardı: Özgürlük. Çanakkale, sadece bir askerin hikâyesi değil, bir milletin hikâyesiydi. O topraklarda Türk askerinin karşısına çıkan düşmanlar, yalnızca askerlerden ibaret değildi. Karşısında Çanakkale’yi geçmeye çalışan, bir ulusun bağımsızlığını yok etmeye çalışan bir güç vardı. Birçoğumuz, bu direnişi doğru anlamadan, sadece bir askeri mücadele olarak gözümüzün önüne getiriyoruz. Ama aslında o savaş, bir halkın onurunun savaşıydı. Kimse, başka bir halkın kaderini ellerine almaya kalkmamalıdır.
Sonuçta… Bir Savaş, Bir Gelecek
Çanakkale, sadece o dönemin bir savaşı değil, geleceğe uzanan bir mesajdır. Türkler kimlerle savaştı sorusunun cevabını bulmak, sadece geçmişi öğrenmek değil, bugünümüzü de anlamak demektir. Çünkü her gün, her an, Çanakkale’nin içindeki o ruhu hissetmek zorundayız. Biz, o direnişin torunlarıyız. Bugün Çanakkale’de savaşı kazanmış bir milletin izindeyiz. Birçok milletin, farklı halkların, düşmanlıklar içinde bir araya geldiği bir dönemde, belki de onların bize öğrettikleri şudur: Birlikte, her şeyin üstesinden gelebiliriz.